bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2018 Cumartesi

19 Mayıs 1919

"1919 senesi, Mayısın 19. günü Samsun'a çıktım." 

Mustafa Kemal Atatürk böyle başlıyordu "Nutuk"a...* 


İstiklal Savaşı gazetesi

Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi bayramlarından biridir. Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul'dan kalkan Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun'a çıkmıştır. Atatürk'ün 16 - 19 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirdiği bu İstanbul - Samsun yolculuğu kurtuluş dönemini simgeler. 


19 Mayıs 1919, İtilaf Devletleri'nin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı'nın başladığı gün kabul edilir. 


Ayrıca 19 Mayıs, Atatürk'ün "doğum günüm" dediği gündür.


Gençlik ve Spor Bayramı, ilk defa 24 Mayıs 1935'te "Atatürk Günü" adı altında kutlanmıştır. Beşiktaş'ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı'nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaraylı ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü haline gelmiştir. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi'nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni, kutlanan Atatürk Günü'nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için "19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Mustafa Kemal Atatürk'ün de onayıyla yasalaşmıştır. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla 19 Mayıs, "Gençlik ve Spor Bayramı" adı altında kutlanmaya başlamıştır. 1981 yılında bu bayram, "Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı" adını almıştır. 



1939 yılında Gençlik ve Spor Bayramı kutlaması

Nutuk'tan...  

"1919 senesi, Mayısın 19. günü Samsun'a çıktım. 


Genel durum ve görünüm:


Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı'nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, ağır şartları olan bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Dünya Savaşı'nın uzun yılları boyunca ulus yorgun ve fakir bir durumda. Ulusu ve ülkeyi Dünya Savaşı'na sokanlar, kendi hayatlarının derdine düşerek, ülkeden kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin soysuzlaşmış, kendini ve yalnızca tahtını güvenceye alabileceği alçakça önlemler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükümet zavallı, beceriksiz, onursuz ve korkak; yalnızca padişahın buyruğuna bağlı ve onunla beraber kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma razı.


Ordunun elinden silahları, cephanesi alınmış ve alınmakta...


İtilaf devletleri, ateşkes hükümlerine uymaya gerek görmüyorlar. Birer bahaneyle, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili, Fransızlar; Urfa, Maraş ve Antep, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askeri birlikleri; Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta, yabancı subay ve görevlilerle özel ajanlar çalışmakta. Sonuçta, konuşmamıza başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da İtilaf devletlerinin onayıyla Yunan ordusu İzmir'e çıkartılıyor.


Bundan başka, ülkenin her tarafında Hristiyanlar gizli, açık, özel istek ve amaçlarının gerçekleşmesini sağlamak ve devletin bir an önce çökmesi için çalışıyorlar. 


Daha sonra elde edilen sağlam bilgi ve belgelerle görüldü ki, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira heyeti illerde çeteler kurmak ve yönetmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla uğraşıyor. Yunan Kızılhaçı ve Resmi Muhacirin Komisyonu, Mavri Mira heyetinin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira heyeti tarafından yönetilen Rum okullarının izci örgütleri, yirmi yaşını geçmiş gençler de içinde olmak üzere, her yerde kuruluşunu tamamlıyor.


Ermeni Patriği Zaven Efendi de Mavri Mira heyetiyle fikir birliği içinde çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.


Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde oluşturulmuş ve İstanbul'daki merkeze bağlı Pontus Cemiyeti kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor.


...


O halde ciddi ve gerçek karar ne olabilirdi?


Efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!


İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar, bu karar olmuştur.


Bu kararın dayandığı en güçlü düşünce ve mantık şuydu:


Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olamaz.


Yabancı bir devletin koruma ve kollayıcılığını kabul etmek, insanlıktan yoksunluğu, güçsüzlük ve uyuşukluğu kabul etmekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, başlarına isteyerek bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.


Oysa, Türk'ün onuru, gururu ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!


O halde, ya istiklal ya ölüm!


İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. 


...


Ey Türk gençliği! 


Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.


Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de, seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve cumhuriyeti savunma zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte görünebilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir zaferin temsilcisi olabilirler. Zorla ve aldatmacayla sevgili vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiili olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir.


Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve koşullar içinde bile görevin, Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır! 


Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!" 


Mustafa Kemal Atatürk 


Atatürk TBMM kürsüsünde Nutuk'u okuyor (15 - 20 Ekim 1927)




Kaynak: Nutuk 
Wikipedia

29 Ekim 2017 Pazar

Yaşasın Cumhuriyet

Cumhuriyet Bayramı...

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te "Cumhuriyet" yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye Cumhuriyeti'nde kutlanan milli bayramdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde okuduğu 10. Yıl Nutku'nda bu günü "En Büyük Bayram" olarak nitelendirmiştir.

-----

1 Kasım 1922... 

Saltanat kaldırılmış ve saltanatın kaldırılmasıyla beraber Osmanlı Devleti resmen sona ermiştir. 

24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

11 Ağustos 1923 tarihinde, ikinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk toplantısını yapmıştır. 13 Ekim 1923'te Ankara, başkent ilan edilmiştir.

Bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya'da yemeğe çağırmış ve "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz!" demiştir. 

29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan "Cumhuriyet" önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti'nin yeni yönetim biçimi "Cumhuriyet", yeni ismi "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur.

Cumhuriyette, Atatürk'ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet, kendini yönetme yetkisini, kendilerini temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşların seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri millet adına denetler. Millet, seçimle yöneticileri seçebilir.

29 Ekim 1923 tarihinde, devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olarak ilan edilmesi, aynı gece atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında, cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır. 2 Şubat 1925'te Dışişleri Bakanlığınca düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim'in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan'da karara bağlanmıştır. 19 Nisan'da teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. Bu kanun ile 29 Ekim günü, 1925'ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

----- 

10. Yıl Nutku'ndan...

29 Ekim 1933, Ankara...

"Türk milleti!

Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun!

Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. 

Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. 

Türk milletinin karakteri yüksektir. 

Türk milleti çalışkandır. 

Türk milleti zekidir.

Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.

Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

Türk milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk'üm diyene!"

Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ün Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamaları sırasında çekilen fotoğrafı

"10. Yıl Nutku"nun tamamını okumak ya da dinlemek isterseniz aşağıda verdiğim linkleri tıklayabilirsiniz...

* Yazı için tıklayınız...

* Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi sesinden video için tıklayınız... 

* Ayrıca "10. Yıl Marşı" için tıklayınız...     





Kaynak: Wikipedia

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Büyük Zafer

Zafer Bayramı...

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında, zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni anmak için Türkiye Cumhuriyeti'nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan resmi ve ulusal bayramdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için "Başkomutanlık Meydan Muharebesi" adıyla da bilinen "Büyük Taarruz"un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan Orduları İzmir'e kadar takip edilmiş, 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. İşgal birliklerinin tümüyle ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.   

Büyük Taarruz'un planlaması büyük bir gizlilik ve titizlik içinde yapılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını Haziran ayında almış ve bu kararı sadece cephe komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile paylaşmıştır. 20 Temmuz 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisinden dördüncü defa olmak üzere Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutan unvanı verilmiştir. 

26 Ağustos sabahı saat 05.30'da Türk topçu ateşiyle taarruz başlamıştır...

30 Ağustos'ta Kütahya Aslıhanlar civarında kuşatılmış düşman birlikleri, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Muharebesi'nde bozguna uğratılmıştır.

Düşmanın toparlanmasına fırsat vermemek amacıyla, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1 Eylül 1922'de, tarihe geçen ve düşmanın Anadolu'dan tamamen atılacağını açıkça beyan eden o efsane sözünü söylemiştir:

"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!"

Bu emir doğrultusunda ilerleyen ordu, 1 Eylül'den itibaren sırasıyla; Uşak, Eskişehir, Balıkesir, Bilecik, Aydın ve Manisa şehirlerini geri almıştır. En son olarak 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. 

İçlerinde Yunan Ordusu başkomutanı Trikupis'in de yer aldığı çok sayıda Yunan askeri bu taarruz esnasında esir alınmıştır. 

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ordusu'nun İzmir'e girişi

Büyük Taarruz o güne kadar, yaklaşık 200 yıldan beri Türk Ordusunun zaferiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. 

Türklerin kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. 

"Büyük Zafer"den iki yıl sonra 30 Ağustos 1924 Cumartesi günü Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın katılımıyla Büyük Zafer için ilk kutlama yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa o gün Büyük Zafer'in önemini şu şekilde ifade etmiştir:

"Hiç şüphe etmemelidir ki, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. Ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır..."

1926 yılında çıkarılan kanunla 30 Ağustos günü Türk ordu ve donanmasının bayramı ilan edilmiştir. Ardından dönemin Milli Savunma Bakanı Recep Peker'in imzasıyla bayramın nasıl kutlanacağına dair bir genelge yayınlanmıştır. 1926 yılından itibaren "30 Ağustos Zafer Bayramı" olarak Büyük Zafer anmaları ve kutlamaları yapılmaktadır.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin sonucunda,

Yok edilmek istenen, 

Ama özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkün bir halk, 

Ülkesini işgalcilerden kurtarmış ve millet olmuştur. 

Türk milleti olmuştur.   







Kaynak: Wikipedia

23 Nisan 2017 Pazar

23 Nisan

23 Nisan'ın içeriği ve önemi nedir?

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır.


1. 23 Nisan Milli Bayramı
2. 1 Kasım Hakimiyet-i Milliye Bayramı
3. 23 Nisan Çocuk Bayramı

1) 23 Nisan Milli Bayramı

23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. Bu yüzden 23 Nisan Türkiye'de ulusal bayram olarak kabul edilmiştir. TBMM'nin açılışının birinci yılında (1921) kutlanmaya başlamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 23 Nisan 1920'de Osmanlı Devleti'nin işgali sırasında direniş gösteren Türk Milletinin oluşturduğu irade ile kurulan ve yine bu iradenin sahibi olan Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetkiyle yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal devlet organıdır. "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir" ilkesi TBMM'nin varoluşunun temel dayanağını oluşturur. 

TBMM'nin açılışı,

Mustafa Kemal Atatürk önceden beri Mebuslar Meclisi'nin İstanbul'da değil, Anadolu'da toplanmasını istemekteydi. İşgal altındaki İstanbul'da meclisin tehlikede olduğunu savunuyordu. Atatürk'ün bu düşüncesine karşın Temsil Heyeti'nin yaptığı toplantılarda meclisin İstanbul'da toplanması fikri ağır bastı. Mebuslar Meclisi üyelerini belirlemek için Ali Rıza Paşa hükümeti döneminde seçimler yapıldı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri seçimlerde başarılı oldu. 

Temsil Heyeti, seçilen milletvekillerinin Mebuslar Meclisi'nde "Müdafaa-i Hukuk" adında bir grup oluşturmasını istemekteydi. Buna karşın Mebuslar Meclisi'nde böyle bir grup kurulamadı. Ancak heyet, yeniden açılan Osmanlı Mebuslar Meclisi'ne üye olarak İstanbul'a gidecek olan mebuslarla görüşmeler yapmıştı. Temsil Heyeti, hazırladıkları Misak-ı Milli'nin Mebuslar Meclisi'nde kabul edilmesini sağladı.

Temsil Heyeti'nin başkanı olan Atatürk, kendisinin Mebuslar Meclisi'nin başkanı seçilmesini ve Anadolu'da süren hareketin yasal olarak tanınmasını istiyordu. Ancak 18 Mart 1920'de İngiliz işgal kuvvetleri Mebuslar Meclisi'ndeki Temsil Heyeti milletvekillerini tutukladı ve sürgüne gönderdi. Bu tutuklamalardan sonra 18 Mart 1920'de Mebuslar Meclisi kapandı. 

Atatürk bunun üzerine, Temsil Heyeti'ni temsilen meclisi Ankara'da toplanmaya çağırdı ve 21 Nisan 1920'de yayınladığı bir bildiri ile meclisin 23 Nisan 1920'de toplanacağını duyurdu. 23 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camii'nde kılınan Cuma namazının ardından dualar ile meclis açıldı. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Mebuslar Meclisi üyelerinden oluşan 324 milletvekili ile kurulan meclis, zorluklar nedeniyle 115 milletvekili ile açıldı. Aynı gün gerçekleşen toplantıda meclis adının "Türkiye Büyük Millet Meclisi" olmasına karar verildi. 

23 Nisan 1920 tarihinde, parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey, Başkanlık kürsüsüne çıktı ve konuşma yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı. 

"Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum." 

Bu açılış konuşmasında, milli egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsendi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak "Türkiye Büyük Millet Meclisi" adı kalıcılık kazandı. 

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Atatürk'ü meclis başkanlığına seçti. Atatürk, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. 


Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, yanında İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve kadrosunun diğer üyeleriyle birlikte TBMM'den çıkıyor. (29 Ekim 1930) 

TBMM binaları,

TBMM, 1920 - 1924 tarihleri arasında bugün "Kurtuluş Savaşı Müzesi" olarak hizmet vermekte olan Birinci TBMM binasında, 1924 - 1960 yılları arasında günümüzde "Cumhuriyet Müzesi" olarak bilinen İkinci TBMM binasında hizmet vermiştir. 1960 yılından itibaren ise bugünkü TBMM binasında hizmet vermektedir. 

Birinci TBMM binasının tarihi 1915 yılına dayanmaktadır. Türk mimari stilinde olan iki katlı binanın en belirgin özelliği duvarlarında Ankara taşı (andezit) kullanılmış olmasıdır. Bina, birinci Milli Mimarlık Döneminin Ankara’daki ilk örneklerindendir. Birinci TBMM binası, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasından, 15 Ekim 1924 tarihine kadar hizmet vermiştir. 1961 tarihinde müze haline dönüştürülen bina, 23 Nisan 1981 tarihinde ise "Kurtuluş Savaşı Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.



İkinci TBMM binası, 18 Ekim 1924 tarihinden 1960 yılına kadar hizmet vermiştir. Bina, bodrum üzerine iki kat olarak kesme taştan inşa edilmiştir. Pencerelerde görülen kemerler, cephelerdeki çini panolar, geniş saçaklar, Osmanlı ve Selçuklu motiflerinin kullanıldığı kalem işi süslemeli ahşap tavanlar Cumhuriyet dönemi mimarisini yansıtmaktadır. Bina 30 Ekim 1981 tarihinde "Cumhuriyet Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.



Günümüzde kullanılmakta olan Üçüncü TBMM binasının yapımına Mustafa Kemal Atatürk döneminde karar verilmiştir. 4 Aralık 1936 tarihli Riyaset Divanı (Başkanlık Divanı) Kararı ve 11 Ocak 1937 tarihli 3090 sayılı Kanunla yeni bir meclis binasının yapımına karar verilmiş; söz konusu Kanunda ifade edildiği üzere, yapılacak binanın Türkiye Cumhuriyeti’ne yaraşır bir abide niteliğini taşıması koşulu benimsenmiştir. 1960 yılında inşaatı tamamen bitirilen bugünkü TBMM binası, 6 Ocak 1961 tarihinde Kurucu Meclis toplantısıyla hizmete açılmıştır. Tüm blokları meclis hizmetlerine tahsis edilirken, daha önceki TBMM binaları da müze olarak kullanılmaya başlanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1961 yılından itibaren çalışmalarını bu binada yürütmektedir. 

Üçüncü TBMM binasının mimari özellikleri ve genel yapısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü simgeleyecek bir biçimde, ağırbaşlı, sağlam ve dayanıklı nitelikte tasarlanmıştır. Tüm mekanları anıtsal, dengeli ve üç boyutlu düzenlemeye göre ele alınmıştır. TBMM binasının yerleşim alanı 19.372 metrekaredir. Bodrum kat üzerine dört kat olarak inşa edilen binanın toplam kullanım alanı ise 56.775 metrekaredir. Ön cephe uzunluğu 248 metredir. 

TBMM binası, tercih edilen mimarlık üslubu ile anıtsallığı sağlayan ölçek büyüklüğü, yüksek kolonlar ve pencereler, üç boyutlu etki yaratan yapı kitleleri, iç bahçeler ve mekanların mükemmel uyumu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ideallerinin simgesi olan bir yapı olarak tasarlanmıştır.



2) 1 Kasım Hakimiyet-i Milliye Bayramı

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla, 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.

Daha sonraki yıllarda, TBMM'nin açılış tarihi olan 23 Nisan, "Milli Hakimiyet Bayramı" olarak kutlanmaya başlamış ve bu durum 1 Kasım'ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur.

1935 yılında kanun değiştirilerek, "23 Nisan Milli Bayramı" ile "1 Kasım Hakimiyet-i Milliye Bayramı" birleştirilmiştir. Adı "23 Nisan Milli Hakimiyet Bayramı" haline getirilmiştir.

3) 23 Nisan Çocuk Bayramı

Himaye-i Etfal Cemiyeti (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu) 23 Nisan 1927'de o günü "Çocuk Bayramı" olarak duyurmuştur. Bu bayram, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtme hedefindeydi.

İlk bayram Mustafa Kemal Atatürk'ün himayesinde gerçekleştirilmiştir. Etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara'daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve çocuk balosu düzenlenmiştir.

1929'da çocuklara olan ilgi daha da artmış, o yıl ve sonraki yıllarda 23 - 30 Nisan haftası "Çocuk Haftası" olarak kutlanmaya başlamıştır.

Bayramın adı 1981'de "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak kabul edilmiştir. 23 Nisan günü Türkiye'de resmi tatil günüdür.

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti'nde 23 Nisan 1921'de resmi bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmi törenlerle kutlanmıştır. Bayram, devlet erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmi törenlerle başlamaktadır. Törenlerde İstiklal Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur. Stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösteriler sergilenir ve resmi geçit törenleri yapılır. Akşamları büyük şehirlerde fener alayları düzenlenir. Ayrıca 1933'te Mustafa Kemal Atatürk'le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği, günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir. 

"Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir."* Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk 1929 tarihli 23 Nisan kutlamalarında, Ankara



Kaynak: Wikipedia
https://www.tbmm.gov.tr/yayinlar/tbmm_binalari_tr_20102016.pdf