27 Aralık 2017 Çarşamba

Pragmatizm

Faydacılık, yararcılık, uygulayıcılık...

Gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. 


Kelimenin dayandığı felsefi terim "pragma"; iş, eylem demektir. "Pragmatik" ise kelime anlamı olarak eyleme yönelik anlamına gelir. "Faydacılık" bu terime karşılık kullanılan sözcüktür. 


William James* (1842 - 1910) pragmatizmin öncüsüdür. 


Temelinde uygulamada ya da eyleme dökmede faydacı bir anlayışın benimsenmesi, sonuç odaklı hareket etmek vardır. İşin nasıl yapıldığından ziyade nereye vardığı önemlidir. 


Geliştirilen teorilere göre pragmatizm, hem "iyi"nin teorisi hem de "doğru"nun teorisidir. 


İyinin teorisi olarak faydacılık, refahçıdır. İyi, en fazla faydayı sağlayandır. Burada fayda; zevk, tatmin veya nesnel değerler listesine göre tanımlanır. 


Doğrunun teorisi olarak ise faydacılık, neticedir. Doğru hareket bir şeyin uygulanabildiği ölçüde gerçektir. Eğer bir bilgi günlük hayatta işe yarıyorsa o bilgi doğrudur. Yaramıyorsa yanlıştır. 


Başımıza kötü bir olay ya da kaza geldiğini düşünelim. Olay yaşandı ve bitti. Olumsuz bir şey yaşadık ama pragmatist insanlara göre burada bile fayda sağlayan bir şey vardır. İleriye dönük olarak bu olaydan, bize en fayda sağlayacak sonucu çıkarıp, gereken önlemleri alıp, bundan sonrası için iyi ve doğru olanı yapmalıyız.

Dünya devamlı değişim halindedir. Değişmez bir gerçeklik yoktur. Biz de bu değişime ayak uydurmalı, hatta değişimin kendisi olmalıyız. İlerlemeliyiz...

"Değişim, cesaret ister."






Kaynak: Wikipedia

9 Aralık 2017 Cumartesi

Güzel Sanatlar

İnsanlarda estetik yönden bir zevk duygusu uyandıran, 

Hayranlık ve heyecan yaratan, 

Ruh ve duyguyu ilgilendiren sanatlardır. 

Hayata farklı bir açıdan bakma, üstün bir sezgi, ince bir duygu gerektirir. 

Güzellik ve zevkle ilgilenir. 

Amacı, güzelliği ifade etmek ve yorumlamaktır.


Güzel sanatlar nelerdir?


Edebiyat: Duyguları, düşünceleri, hayalleri ve olayları estetik değerler çerçevesinde, sözlü veya yazılı olarak ifade etme sanatıdır.



Resim: Herhangi bir yüzey üzerine çizgi ve renklerle yapılan; yağlı boya, guaj boya, pastel boya, sulu boya, sprey boya, bilgisayar yazılımı gibi hemen her tür malzemenin kullanılabildiği sanat biçimidir.



Heykel: Doğada bulunan ya da hayal gücüne dayanan varlıkları; taş, çamur, ahşap, balmumu, bronz ve tunç gibi maddeler kullanarak, estetiksel bir bakış açısıyla üç boyutlu olarak yapma sanatıdır.



Mimarlık: Yapıları ve fiziksel çevreyi, estetik yaratıcılıkla, uygun ölçülerde tasarlama ve inşa etme sanatıdır. İnsanların, kendilerine özgü olarak kültürel, fonksiyonel, teknik ve farklı zevklerde mekanlar yaratmasıdır.



Müzik: Sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Sesleri melodi haline getirme sanatıdır. Seslerin melodi olarak kabul görmesi, dinleyenlerin duygularına yönelik etkileşim yapmasına bağlıdır.



Tiyatro: Bir sahnede, seyirciler önünde, oyuncular tarafından, bir hikayenin sergilenmesi sanatıdır. Duyguların ve olayların, hareket ve konuşmalarla anlatılmasıdır.



Dans: Bir müzik eşliğinde, müzikle kaynaşarak yapılan, ritmik ve ahenkli hareketler dizisi, estetik değer taşıyan vücut devinimleridir.





Kaynak: Wikipedia

4 Kasım 2017 Cumartesi

İhtiyaçlar Hiyerarşisi

Abraham Harold Maslow (1 Nisan 1908 / New York - 8 Haziran 1970 / Kaliforniya). 

"İhtiyaçlar Hiyerarşisi"nin yazarı. "Hümanistik Psikoloji"nin ortaya çıkmasında katkısı bulunan psikoloji profesörü.

İhtiyaçlar Hiyerarşisi nedir?


Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir.


"İhtiyaçlar Piramidi" ya da "Maslow Teorisi" olarak da bilinir.


Maslow'a göre insanların doğuştan gelen birtakım ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar sınırsızdır ve insan bir ihtiyacını giderdikten sonra başka bir ihtiyaç ortaya çıkar. 


Maslow, bu ihtiyaçları en alttan en üste kadar, piramit şeklinde, belirli bir hiyerarşiye göre sıralamıştır. 


Birey, bir kategorideki ihtiyaçlarını tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, yani kişilik gelişme düzeyine geçemez. Daha doğru bir ifade ile birey, alt düzeydeki ihtiyacını giderdikçe en üste doğru ilerler.


Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi 5 ana kategoriye ayrılmaktadır. 

1. Fizyolojik İhtiyaçlar: Nefes, besin, su, cinsellik, uyku, boşaltım, vücuttaki denge gibi en temel ihtiyaçlar

2. Güvenlik İhtiyacı: Vücudun, işin, kaynakların, ahlakın, ailenin, sağlığın, mülkiyetin güvenliği

3. Sevgi ve Ait Olma İhtiyacı: Sosyal hayat, arkadaşlık, aile, bir gruba ait olma

4. Saygı İhtiyacı: Kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı 

5. Kendini Gerçekleştirme: Yaratıcılık, erdem, ön yargısız olma, sorun çözme, gerçeklerin kabulü, hayata nesnel açıdan bakma

Kendini gerçekleştirme aşaması, bireyin kendi tam potansiyelini gerçekleştirebilmesi anlamına gelir ve piramidin en üstünde yer alır. Ancak çok az insan bunu başarabilir.







Kaynak: Wikipedia

29 Ekim 2017 Pazar

Yaşasın Cumhuriyet

Cumhuriyet Bayramı...

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te "Cumhuriyet" yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye Cumhuriyeti'nde kutlanan milli bayramdır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde okuduğu 10. Yıl Nutku'nda bu günü "En Büyük Bayram" olarak nitelendirmiştir.

-----

1 Kasım 1922... 

Saltanat kaldırılmış ve saltanatın kaldırılmasıyla beraber Osmanlı Devleti resmen sona ermiştir. 

24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

11 Ağustos 1923 tarihinde, ikinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk toplantısını yapmıştır. 13 Ekim 1923'te Ankara, başkent ilan edilmiştir.

Bu dönemde Mustafa Kemal Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya'da yemeğe çağırmış ve "Efendiler, yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz!" demiştir. 

29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan "Cumhuriyet" önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti'nin yeni yönetim biçimi "Cumhuriyet", yeni ismi "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak belirlenmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur.

Cumhuriyette, Atatürk'ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millet, kendini yönetme yetkisini, kendilerini temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşların seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri millet adına denetler. Millet, seçimle yöneticileri seçebilir.

29 Ekim 1923 tarihinde, devletin yönetim biçiminin cumhuriyet olarak ilan edilmesi, aynı gece atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında, cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır. 2 Şubat 1925'te Dışişleri Bakanlığınca düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim'in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan'da karara bağlanmıştır. 19 Nisan'da teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. Bu kanun ile 29 Ekim günü, 1925'ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

----- 

10. Yıl Nutku'ndan...

29 Ekim 1933, Ankara...

"Türk milleti!

Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun!

Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.

Yurttaşlarım!

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. 

Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. 

Türk milletinin karakteri yüksektir. 

Türk milleti çalışkandır. 

Türk milleti zekidir.

Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.

Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir.

Türk milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk'üm diyene!"

Mustafa Kemal Atatürk


Atatürk'ün Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamaları sırasında çekilen fotoğrafı

"10. Yıl Nutku"nun tamamını okumak ya da dinlemek isterseniz aşağıda verdiğim linkleri tıklayabilirsiniz...

* Yazı için tıklayınız...

* Mustafa Kemal Atatürk'ün kendi sesinden video için tıklayınız... 

* Ayrıca "10. Yıl Marşı" için tıklayınız...     





Kaynak: Wikipedia

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Büyük Zafer

Zafer Bayramı...

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında, zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni anmak için Türkiye Cumhuriyeti'nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan resmi ve ulusal bayramdır.

Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için "Başkomutanlık Meydan Muharebesi" adıyla da bilinen "Büyük Taarruz"un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan Orduları İzmir'e kadar takip edilmiş, 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. İşgal birliklerinin tümüyle ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder.   

Büyük Taarruz'un planlaması büyük bir gizlilik ve titizlik içinde yapılmıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını Haziran ayında almış ve bu kararı sadece cephe komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa ile paylaşmıştır. 20 Temmuz 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisinden dördüncü defa olmak üzere Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutan unvanı verilmiştir. 

26 Ağustos sabahı saat 05.30'da Türk topçu ateşiyle taarruz başlamıştır...

30 Ağustos'ta Kütahya Aslıhanlar civarında kuşatılmış düşman birlikleri, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Muharebesi'nde bozguna uğratılmıştır.

Düşmanın toparlanmasına fırsat vermemek amacıyla, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1 Eylül 1922'de, tarihe geçen ve düşmanın Anadolu'dan tamamen atılacağını açıkça beyan eden o efsane sözünü söylemiştir:

"Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!"

Bu emir doğrultusunda ilerleyen ordu, 1 Eylül'den itibaren sırasıyla; Uşak, Eskişehir, Balıkesir, Bilecik, Aydın ve Manisa şehirlerini geri almıştır. En son olarak 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. 

İçlerinde Yunan Ordusu başkomutanı Trikupis'in de yer aldığı çok sayıda Yunan askeri bu taarruz esnasında esir alınmıştır. 

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Ordusu'nun İzmir'e girişi

Büyük Taarruz o güne kadar, yaklaşık 200 yıldan beri Türk Ordusunun zaferiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. 

Türklerin kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. 

"Büyük Zafer"den iki yıl sonra 30 Ağustos 1924 Cumartesi günü Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın katılımıyla Büyük Zafer için ilk kutlama yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa o gün Büyük Zafer'in önemini şu şekilde ifade etmiştir:

"Hiç şüphe etmemelidir ki, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri burada atıldı. Ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedi muhafızlarıdır..."

1926 yılında çıkarılan kanunla 30 Ağustos günü Türk ordu ve donanmasının bayramı ilan edilmiştir. Ardından dönemin Milli Savunma Bakanı Recep Peker'in imzasıyla bayramın nasıl kutlanacağına dair bir genelge yayınlanmıştır. 1926 yılından itibaren "30 Ağustos Zafer Bayramı" olarak Büyük Zafer anmaları ve kutlamaları yapılmaktadır.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin sonucunda,

Yok edilmek istenen, 

Ama özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkün bir halk, 

Ülkesini işgalcilerden kurtarmış ve millet olmuştur. 

Türk milleti olmuştur.   







Kaynak: Wikipedia

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Liyakat - Ehliyet - Adalet

Birbirini tamamlayan üç önemli değer..

Özellikle çalışma hayatında başarılı, güçlü ve istikrarlı olmak istiyorsanız çok daha önemlidirler.

Bu değerlere önem vermeyen kişiler ve kurumlar, başarısızlığa ve hatta yok olmaya mahkumdurlar.

Şunu belirteyim,

Bu kurumlardan kastettiğim, bir ülkede bulunan tüm kurumlardır. Tüm sistemi kapsamaktadır.

-----

Türk Dil Kurumundan bu 3 kavramın anlamlarına bakalım...

Liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu...

Ehliyet: Ustalık, uzluk...

Adalet: Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme...

-----

Ne yapılmalı?

Kurumlarda, 

İnsanların yaşam tarzına ve inancına karışmadan, ideoloji yapmadan,

Sadece liyakata, ehliyete ve adalete dayalı bir sistem, bir anlayış olmalı. 

Kurumun en başındaki kişi, bu değerlere uygun bir şekilde başa getirilmeli. Ki herkes büyük saygı duysun.

Kurumda çalışmak isteyen herkese bu değerlere göre iş verilmeli.

Yani işi kime vermeliyiz? 

O işi yapmaya uygun, uzman ve onu hak eden kişiye vermeliyiz.

Bu şekilde işe alınan kişi, kurumunu severek ve ona sadakatle çalışır. Hiç bir zaman aldatmaz, ihanet etmez. 

İşte bunu uyguladığınızda ve sistemi oturttuğunuzda hiç bir güç sizi yıkamaz.

Güçlü ve istikrarlı olursunuz. 

Başarı kendiliğinden gelir.   





29 Temmuz 2017 Cumartesi

Retro - Vintage - Antika

Retro, vintage ve antika... 

Sıkça duyduğumuz bu kavramlar arasındaki fark nedir?


Retro, yakın geçmişin akımlarını, modalarını taklit eden tarzdır. Yeni olan ama eskinin izlerini taşıyan şeydir.


Vintage ise, geçmişe ait olan, gerçekten eski olan bir şeydir. Ama henüz 100 yılı devirmemiştir.


Örneğin, 1970 yılına ait bir kol saati vintage; onun benzerinin yeniden yapılması retrodur.


Bir örnek daha vermek gerekirse,


1960'lı yıllarda yapılan bir kıyafet vintage oluyor. Fakat 1960'ların modasına ait kıyafetlerin yeniden üretilip piyasaya sürülmesi ve insanların bunları giymesi halinde o kıyafetler retro oluyor.


Yani vintage için eski; retro için ise eski görünümlü yeni diyebiliriz.


Bir de antika var,


Bir şeyin antika sayılabilmesi için en az 100 yılı devirmesi gerekmektedir. Ayrıca, az bulunur özellikte olması ve tarihsel önemi de belirleyici olabilmektedir. Her şeye antika demek doğru olmaz tabii ki.


Şunu da belirtmek lazım, bunlar biraz göreceli kavramlardır. Bu yüzden farklı bakış açıları ve değerlendirmeler olabilir. 






Kaynak: Wikipedia